ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA HATALAR

ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA HATALAR

Yazar: Okunma Sayısı: 69 Yayınlanma Tarihi 02 Sep 2020 Yorum: 0


Ülkemizde ‘’komşudan görerek, duyarak antibiyotik kullanımı’’ halen hayvancılık sektöründe sorun halindedir. Tüm çabalara rağmen giderilememiş bir durumdadır. Bilinçsiz, bilgisizliğe dayalı antibiyotik kullanımı o kadar yaygındır ki, etken maddesi aynı olup, farklı ticari markalarla değiştirerek antibiyotik kullanımı bile karşımıza çıkmaktadır.

Prospektüse uygun olmayan, yanlış ve yetersiz kullanım, deneme-yanılma yöntemiyle (ampirik) kullanım yaygındır. Bunun, benim kanaatimce, en yaygın olanı ‘’süte geçmeyen antibiyotikler’’dir. Hem hastalığı tedavi etsin, hem de süte geçmesin fikri, bence, büyük sorundur. Hele ki bu antibiyotiklerle mastitis tedavi etmeye çalışmak en berbat kullanım şeklidir.

Süte geçmeyen antibiyotikler sefalosporin grubunda olanlardır. Bu gruptaki antibiyotiklerin kullanım dozları bir aralık halinde verilmektedir. Bazılarında bu doz aralığı 2 katıdır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; süte geçmeyen antibiyotik yoktur. Süte geçmeyen doz vardır.

Sefalosporin grubu antibiyotiklerin en alttaki dozu kullanıldığında süte geçmez, en üstteki dozu kullanıldığında süte geçer. Prospektüslerde bu konuda gayet doğru, açık bilgi verilmiştir. Ancak uygulamada öyle davranılmamaktadır. Sefalosporin grubu antibiyotiklerin mastitis tedavisinde kullanımı sadece lokal tedaviye destek olarak önerilmektedir.

Prospektüslerde belirtildiğine göre; meme içi bir antibiyotik ve hatta bir antienflamatuar (yangı giderici) ilaç kullanılmalı, ayrıca sistemik olarak sefalosporinlerle desteklenmelidir. Tabii ki; böyle bir uygulamada ilacın ‘’süte geçmemesi’’ şeklindeki kullanım özelliğini yitirmektedir.

Aslında bu durumda antibiyotik süte geçmeyen dozda değil, süte geçen dozda kullanılsa, mikroorganizmalara karşı olan etkisi gerçekleşeceği gibi, hiç olmazsa bakteriler ‘’şımartılmamış’’ olur. Bu hatalı kullanım sonucunda hastalık şiddetlenmekte, zaman ve para kaybı söz konusu olmaktadır.  Ayrıca bu antibiyotiklerin prospektüsünde ‘’ürünün uygunsuz kullanımı sefalosporinlere karşı direnç gelişimine sebep olabilir’’ şeklinde bir uyarı bulunmaktadır. Özetle; bu açıklamaya çalıştığım durum antibiyotiklerin yetersiz, yanlış, eksik dozda, prospektüse uygun kullanılmaması konusuna belirgin bir örnektir.

Antibiyotiklerin kullanımında başarısızlıkların diğer bir sebebi de dayanıklı (rezistan) mikroorganizmalardır. Örneğin; Salmonella vakalarında antibiyotik kullanımında alınacak sonuçlar artık yüz güldürücü olmamaktadır. Antibiyotiklerin Staph. aureus üzerindeki etkileri ise gayet sınırlıdır.

Antibiyotik etki spektrumu (gram negatif, gram pozitif) hastalık etkenine uygun değilse antibiyotik kullanımı başarısız olur. Antibiyotiklerin kullanıldığı vakalar virus, mantar, protozoa veya parazitlerle kombine olabilir. Koksidiyoz, Kriptosporidiosis gibi protozoa etkenli hastalıklarla karşı karşıya olabiliriz. Ya da Neospora caninum gibi bir protozoa ile uğraşmakta isek, antibiyotik kullanımının gayet kısıtlı olduğunu bilmek zorundayız (clindamycin).

Kulaktan dolma bilgiyle antibiyotik kullanımının başarısızlığa uğramasında bir sebep de antibiyotik geçimsizliğidir (bakteriostatik-bakterisid). Antibiyotiğin ‘’çalışmadığına’’ hükmederek antibiyotik değiştirmek bir bilgi birikimi ister.

Antibiyotik kullanılmasını gerektiren birçok vaka vardır. Antibiyotikler hayvan varlığımız için, gerekli hallerde kullanıldığında, çok büyük yararları olan tıbbi ürünlerdir. Ancak bilinçsiz kullanımın önlenmesi şarttır.

Neler yapmalıyız? İlaçlar veteriner hekim kontrolünde, uygun yerde, uygun zaman diliminde, uygun dozda kullanılmalıdır. Antibiyotik kullanımında kültür ve antibiyotik duyarlılık testine önem verilmelidir. İlk ve acil müdahalede herhangi bir antibiyotik kullanmak zorunda kalınsa bile, öncesinde numune alınması yararlı bir uygulama olacaktır. Bu uygulama ile mücadele ettiğimiz mikroorganizmayı bilmiş oluruz. Örneğin; Staph. aureus’a laboratuvarda iyi sonuç veren bir antibiyotik, vücut içinde aynı etkiyi göstermez. Çünkü Staph. aureus vücutta dokular arasına gizlenip, etrafına bir duvar (tabaka) örerek kendini korur.

Antibiyotikler bakteriler üzerinde etkindir. Ancak; bakterilerin toksinleri (zehirleri) üzerinde etkin değillerdir. Kombine vakalardan kaynaklanan hastalıkları unutmamamız gerekir. İshaller ve zatürre vakaları çoğunlukla kombinedir. Hayvanların hastalıklarla mücadele gücünün önemi bilinmelidir. Bunun en büyük düşmanı strestir. Strese inanmak ve engellemek gerekir.

Barınak koşullarının hayvan hastalıkları yönünden etkisini bilmek, doğru barınaklar yapmak şarttır. Doğru sürü yönetimi ve koruyucu hekimlik antibiyotiğe olan ihtiyacı azaltacaktır. Temel sürü yönetimi koşulu olan ‘’Kuru ve Temiz’’ ilkesine her zaman dikkat edilmelidir. Antibiyotiğe ihtiyacın azalması ‘’ihmal’’in azalması ile mümkündür. Aşıların zamanında ve rapelleriyle (tekrar) yapılması, doğru besleme, yemlik yönetimi ilkelerine uyulması, hastayı sağlıklılardan ayırma, biyogüvenlik önlemlerine uymak antibiyotik kullanımını azaltacaktır.

Antibiyotik kullanımı işletmenin zararıdır. Çünkü o günlerde süt kaybı, döl kaybı, buzağı kaybı ve anaç kaybı söz konusudur.

Ayrıca zaman kaybı, para kaybı ile işletmenin zararı katlanmaktadır.

Antibiyotik yerine geçen ürünler son yıllarda önem kazanmıştır. Örneğin; hazır antiserumların koruyucu olarak kullanılmasının yanı sıra tedavide kullanılmaları başarı getirir. Çünkü; yukarıda da sözünü ettiğim gibi, antibiyotik sadece bakteriyi etkiler ama, toksinler üzerinde bir etkisi yoktur. Hastalığın ve ölümlerin asıl sebebi ise bakterilerin toksinleri (zehiri) dir.

Antibiyotik kullanımına karşı alternatifler geliştirilmiştir. Probiyotik – prebiyotikler, bitkisel kaynaklar, otovaksin uygulamaları ve benzerleri gibi.

Sonuç olarak; işletmeyi doğru yönetmek, antibiyotik kullanım ihtiyacını azaltmak, zorunlu durumlarda ise bilinçli antibiyotik kullanmak önceliğimiz olmalıdır.











Kaynak: www.atafen.com

Yorumlar
Yorum Yap